Erdoğan'dan BM Genel Kurulu'nda flaş çağrı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşan ve kürsüden Aylan bebeğin fotoğrafını gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Dünya Aylan bebeği çok çabuk unuttu. Unutmayın ki bir gün aynı durum sizin de başınıza gelebilir.Dünyanın bir yanı yüksek refah seviyesi, lüksle hayatını sürdürürken diğer tarafta açlığın, sefaletin, cehaletin kol gezmesi kabul edilemez. Tüm ülkeleri adalet, ahlak, vicdan esası üzerine bina ettiğimiz politikalarımıza ve girişimlerimize destek vermeye davet ediyorum.Nük

Erdoğan'dan BM Genel Kurulu'nda flaş çağrı

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda konuşan ve kürsüden Aylan bebeğin fotoğrafını gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Dünya Aylan bebeği çok çabuk unuttu. Unutmayın ki bir gün aynı durum sizin de başınıza gelebilir.Dünyanın bir yanı yüksek refah seviyesi, lüksle hayatını sürdürürken diğer tarafta açlığın, sefaletin, cehaletin kol gezmesi kabul edilemez. Tüm ülkeleri adalet, ahlak, vicdan esası üzerine bina ettiğimiz politikalarımıza ve girişimlerimize destek vermeye davet ediyorum.Nük

Erdoğan'dan BM Genel Kurulu'nda flaş çağrı
24 Eylül 2019 - 23:48

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  "Huzurunuzda tekrar ediyorum, dünya beşten büyüktür. Zihniyetimizi de  kurumlarımızı da kurallarımızı da değiştirme zamanı çoktan gelmiştir." dedi. 
 
Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul Salonu'nda, BM 74'üncü  Genel Kurulu Genel Görüşmeleri Açılışı'nda yer aldı ve Genel Kurul'a hitap etti.
 
Konuşmasına katılımcıları selamlayarak başlayan Erdoğan, geçen yıl  boyunca BM Genel Kurul Başkanı olarak yürüttüğü başarılı çalışmalar dolayısıyla  Maria Fernando Espinosa'ya teşekkür ederken, Genel Kurul Başkanlığını devralan  Muhammed Bande'yi de kutladı.
 
Genel Kurul toplantısının, dünya ve insanlık için hayırlara vesile  olmasını dileyen Erdoğan, bugün dünyanın, küresel düzeyde adaletsizliğin yol  açtığı pek çok sorunla ve sancıyla yüz yüze olduğunu söyledi.
 
Hazreti Mevlana'nın adaleti, "hakları ve ödevleri gerektiği gibi  paylaştırarak herkese hakkını vermek" olarak ifade ettiğini dile getiren Erdoğan,  bugün dünyada, ne hakların, ne de sorumlulukların gerektiği gibi paylaşıldığının  ortada olduğunu kaydetti.
 
Erdoğan, adaletsizliğin, istikrarsızlığı, güç mücadelelerini,  krizleri, israfı beraberinde getirdiğini belirtti.
Dünya 5'ten büyüktür. Zihniyetimizi de kurallarımızı da değiştirme zamanı çoktan gelmiştir.Nükleer silahların her krizde koz olarak ortaya konması bizi rahatsız ediyor.Nükleer güç ya herkese yasak ya da herkese serbest olmalıdır.Türkiye insanlığı kucaklayan sorunlara çözüm bulmak için çabalıyor.Suriye küresel adaletsizliğin sembolü haline gelen bir coğrafya oldu.Suriye krizini sona erdirmenin artık zamanı gelmiştir. Türkiye DEAŞ'tan en çok zarar gören ülkedir. DEAŞ'ın Suriye'deki çöküş sürecini biz başlattık.Suriye'de DEAŞ'a karşı en büyük darbeyi Türkiye vurdu. Fırat Kalkanı Harekatı ile 3 bin 500 DEAŞ'lı teröristi etkisiz hale getirdik. Örgütün çöküş sürecini başlattık.
 
Türkiye 5 milyon sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Bunun 3 milyon 650 binini Suriye'den gelenler oluşturuyor. Son 8 yılda sığınmacılar için 40 milyar dolar harcadık. AB'den bize gelen destek 3 milyar Euro'dur.
 

 
BM'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası bu adaletsizliği ortadan kaldırmak  amacıyla kurulduğunu anımsatan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Oysa bugün uluslararası camia, geleceğini tehdit eden terör, açlık,  sefalet, iklim değişikliği gibi sorunlara kalıcı çözüm üretme kabiliyetini  giderek yitiriyor. Genel Kurul'un bu yılki temasının 'Yoksulluğun ortadan  kaldırılması, kaliteli eğitim, iklim değişikliğiyle mücadele ve kapsayıcılık için  çok taraflı çabaların canlandırılması' olarak belirlenmesi elbette isabetlidir.   Ancak asıl önemli olan hep birlikte neler yapabileceğimizdir."
 
Dünyanın bir tarafı yüksek refah seviyesi ve lüks içinde hayatını  sürdürürken, diğer tarafta açlığın, sefaletin, cehaletin kol gezmesinin kabul  edilemeyeceğinin altını çizen Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Dünyanın şanslı bir azınlığı dijital teknolojiyi, robotları, yapay  zekayı, obeziteyi tartışırken, 2 milyarı aşkın insanın yoksulluk, 1 milyara yakın  insanın açlık sınırının altında yaşıyor olması çok acıdır.  Şayet her birimiz  güvende değilsek hiçbirimizin güvende olamayacağı gerçeğine sırtımızı dönemeyiz.   Bu kürsüden yıllardır insanlığın kaderinin sınırlı sayıdaki ülkenin ihtiyarına  bırakılamayacağını söylüyorum.  Burada, sizlerin huzurunda tekrar ediyorum, dünya  beşten büyüktür. Zihniyetimizi de kurumlarımızı da kurallarımızı da değiştirme  zamanı çoktan gelmiştir.   Nükleer güç sahibi ülkeler ile buna sahip olmayan  ülkeler arasındaki adaletsizlik dahi tek başına, dünyanın dengelerini bozmaya  yetiyor.  Nükleer silahlara sahip olanların olmayanları özellikle tehdit etmesi,  nükleer güce dayalı kitle imha silahlarının tümden yok edilmek yerine, her krizde  bir koz olarak ortaya konması, herkes gibi bizi de rahatsız ediyor.  Bu güç, ya  herkes için yasak, ya herkes için serbest olmalıdır.  Gelin, insanlığın tamamının  huzurlu geleceği için bu sorunu bir an önce adalet temelinde bir çözüme  kavuşturalım."
 
Dakikada 13 kişinin hava kirliliğinden öldüğü, küresel ısınmanın  dünyanın geleceğini tehdit ettiği bir dönemde, bu sorunlara hiçkimsenin bigane  kalamayacağını belirten Erdoğan, ilk iş olarak Birleşmiş Milletlerin potansiyeli  ve etkinliğinin güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Erdoğan, özellikle  Güvenlik Konseyinde, adalete ve hakkaniyete uygun köklü reformların derhal  gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.
 
"Türkiye, tüm dünyayı ve insanlığı kucaklayan bir ülke"
 
Türkiye'nin, girişimci ve insani dış politika anlayışıyla, tüm dünyayı  ve insanlığı kucaklayan, sorunlara adil çözümler bulmak için çabalayan bir ülke  olduğunu dile getiren Erdoğan, "dünyanın en cömert insani yardım yapan ülkesi",  "en fazla yerlerinden edilmiş kişiyi kabul eden devleti" unvanlarının boşuna  olmadığını söyledi.
 
Bu politikanın somut bir başka örneğinin, üçüncüsü 2020'de Türkiye'de  düzenlenecek Afrika Birliği - Türkiye Ortaklık Zirvesi'yle sergileneceğini  aktaran Erdoğan, "Bu salondaki tüm ülkeleri, adalet, ahlak, vicdan esası üzerine  bina ettiğimiz politikalarımıza ve girişimlerimize destek vermeye davet  ediyorum." dedi.
 
"Suriye krizini artık sona erdirmenin zamanı gelmiştir"
 
Suriye'nin, bugün insanlığın vicdanını yaralayan ve küresel  adaletsizliğin adeta sembolü haline gelen bir coğrafya durumunda olduğuna işaret  eden Erdoğan, bu ülkede 2011'den beri yaşanan krizin, rejim ve terör örgütleri  ile onları cesaretlendiren güçler tarafından ısrarla sürdürülmeye çalışıldığını  bildirdi.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Yaklaşık 1 milyon insanın ölümüne, 12 milyonu  aşkın insanın yerinden edilmesine, bunların yarısının da ülke dışında yaşamak  zorunda kalmasına yol açan Suriye krizini artık sona erdirmenin zamanı  gelmiştir." diye konuştu.
 
Türkiye'nin, DEAŞ tehdidinden en çok zarar gören ülke olduğunu dile  getiren Erdoğan, "Bu örgüt bir yandan sınırlarımızı taciz ederken, diğer yandan  çeşitli şehirlerimizde gerçekleştirdiği ve yüzlerce vatandaşımızın hayatını  kaybettiği canlı bomba eylemleriyle doğrudan kalbimize saldırmıştır." ifadelerini  kullandı.
 
Suriye'de DEAŞ'a karşı ilk ve en ciddi darbeyi vuran ülkenin Türkiye  olduğunun altını çizen Erdoğan, "Fırat Kalkanı Harekatı ile yaklaşık 3 bin 500  DEAŞ'lıyı etkisiz hale getirerek, örgütün Suriye'deki çöküş sürecini başlattık.   Dünyanın dört bir yanından DEAŞ'a katılmak üzere harekete geçen teröristleri  tespit etme, ülkemize giriş yasağı koyma, sınır dışı etme konusunda da yine en  önde biz geliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.
 
Öte yandan bugün Türkiye'nin milli gelire oranla dünyanın en fazla  insani yardımda bulunan ülkesi olduğunu belirten Erdoğan, çatışma, açlık ve  zulümden kaçan 5 milyon sığınmacıya ev sahipliği yaptığını kaydetti.
 
Erdoğan, "Bir başka ifadeyle Türkiye'de, Amerika'daki 29 eyaletin tek  tek her birinin nüfusundan daha fazla sığınmacı bulunuyor. Ülkemizdeki  sığınmacıların 3 milyon 650 binini komşumuz Suriye'den gelenler oluşturuyor. Yani  şu an New York şehir nüfusunun yarısı kadar Suriyeli kardeşimizi topraklarımızda  misafir  ediyoruz." dedi.
 
Türkiye'nin son 8 yılda sığınmacılar için 40 milyar dolar harcama  yaptığını bildiren Erdoğan, şunları kaydetti:
 
"Peki Türkiye'ye gelen bir şey var mı? Onu da söyleyeyim, Avrupa  Birliğinden şu ana kadar bize gelen destek - bu da bizim milli bütçemize değil -  sadece uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla bu destek AFAD'a, Kızılayımıza geliyor  o da şu an itibarıyla 3 milyon avrodur. Ülkemize gelen sığınmacılardan 365 bini,  Suriye'de güvenli hale getirdiğimiz bölgelere geri döndü. Nereye? Cerablus'a.  Suriyeli sığınmacıların yarıya yakını 18 yaşın altındadır.  Ülkemiz topraklarında  doğan Suriyeli çocuk sayısı ise 500 bine yaklaşmıştır. Biz bunlara sadece barınma  değil eğitim ve sağlık başta olmak üzere her türlü imkanı sağlıyoruz.   Buna  karşılık dünya, canlarını kurtarmak için çıktıkları yolculukları ya Akdeniz'in  karanlık sularında ya da sınırlara gerilen tel örgülerin önlerinde sonlanan  milyonlarca mazlumu maalesef çok çabuk unuttu. Özellikle işte gördüğünüz gibi  Aylan bebeği dünya çok çabuk unuttu. Unutmayın ki bir gün ola ki aynı durum  sizlerin de başına gelebilir. Çünkü Aylan bebekler bir değil, binler, milyonlar,  bütün bunlara karşı tedbirimizi almak durumundayız."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Sadece bu yılın ilk 8 ayında 32 bin düzensiz  göçmeni denizlerde boğulmaktan kurtardık, Suriyeliler dışındaki 58 bin düzensiz  göçmeni ülkesine gönderdik." bilgisini paylaştı.
 
Buna rağmen diğer bölgelerden gelenlerle birlikte bugün Türkiye'nin "5  milyon mazlumu topraklarında barındırdığını" ifade eden Erdoğan, sığınmacılar  için fedakarca yürütülen bu çalışmalarda Türkiye'nin tek başına bırakıldığını  söyledi.
 
 

 
 
 
"Suriye'de, ne rejimin ne PKK/YPG'nin ne de DEAŞ'ın kontrolündeki  yerlere geri dönüş olmuştur." değerlendirmesinde bulunan Erdoğan, şöyle devam  etti:
 
"Bu ülkeden kaçanların geri döndüğü tek yer Türkiye'nin güvenli hale  getirdiği bölgelerdir. Bugün Suriye'deki insani krizin çözümünde dikkatle üzerine  eğilmemiz gereken önümüzde üç önemli husus vardır. Birincisi, Suriye'nin toprak  bütünlüğü ve siyasi birliğinin tesisi konusunda kritik bir süreç olarak  gördüğümüz Anayasa Komitesi'nin etkin ve verimli bir şekilde çalıştırılmasıdır.  Geçtiğimiz hafta başında Rusya ve İran'la birlikte bu konuda Ankara Zirvesi'nde  aldığımız kararla çok önemli bir başarıya imza attık. Suriye'de kalıcı siyasi  çözüme ulaşıldığında, bu ülkenin toprak bütünlüğü de kendiliğinden tesis edilmiş  olacaktır."
 
"Birtakım aksiliklere rağmen hala geçerliliğini korumakta"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ikinci önemli hususun, İdlib'deki muhtemel  katliamların ve yaklaşık 4 milyon kişilik potansiyel göç dalgasının önüne  geçilmesi olduğuna işaret etti. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
"Bu konuda Rusya ile Soçi'de vardığımız mutabakat, birtakım  aksiliklere rağmen hala geçerliliğini korumaktadır. Türkiye'nin yeni bir göç  dalgasını daha karşılamaya ne tahammülü ne de imkanı vardır. Bu sebeple İdlib'de  güvenliğin ve istikrarın sağlanması hususunda tüm ülkelerin Türkiye’nin  çabalarına destek vermesini bekliyoruz.
 
Üçüncü önemli konu, Suriye'nin dörtte birini işgal eden ve sözde  Suriye Demokratik Güçleri adıyla meşrulaştırılmaya çalışılan Fırat'ın doğusundaki  PKK/YPG terör yapılanmasının ortadan kaldırılmasıdır. Tüm terör örgütlerine aynı  mesafeden bakan bir anlayışı yerleştirmeden Suriye meselesine kalıcı çözüm  bulamayız."
 
"Dönecek Suriyeli sayısını 3 milyona kadar çıkarabiliriz"
 
ABD ile burada bir güvenli bölge oluşturulması konusundaki  görüşmelerin sürdüğünü bildiren Erdoğan, "Niyetimiz, ilk etapta 30 kilometre  derinliğinde ve 480 kilometre uzunluğunda bir barış koridoru tesis ederek  uluslararası toplumun desteğiyle burada 2 milyon Suriyelinin iskanını  sağlamaktır." dedi.
 
Erdoğan, haritadan göstererek, "Şu güvenli bölge ilan edildiğinde, bu  güvenli bölgeye biz rahatlıkla 1 ila 2 milyon arasında göçmeni, mülteciyi  yerleştirme şansına sahibiz. Burada gerek Amerika gerekse koalisyon güçleri  Rusya, İran hep birlikte el ele vermek suretiyle, bu güvenli bölgede bu  mültecileri çadır kentlerden, konteyner kentlerden çıkartıp buraya  yerleştirebiliriz. Bunun adımlarını birlikte atmak lazım. Bunu tek başına Türkiye  kaldıramaz. Şayet bugün bu noktada bir adımı atmamız lazım. Bu bölgenin  derinliğini Deyrizor-Rakka hattına kadar indirebilirsek, ülkemizden, Avrupa'dan  ve dünyanın diğer bölgelerinden kendi topraklarına geri dönecek Suriyeli sayısını  3 milyona kadar çıkarabiliriz." diye konuştu.
 
"Uluslararası konferans planlıyoruz"
 
Bu konuda Türkiye'nin gerekli hazırlıkları yapmaya başladığını  açıklayan Erdoğan, şöyle devam etti:
 
"Ülkemizin öncülüğünde, Lübnan, Irak ve Ürdün'ün de katılımıyla bu  çerçevede bir uluslararası konferans planlıyoruz. Aralık ayında Cenevre'de  gerçekleştirilecek olan ve eş başkanlığını üstleneceğimiz Küresel Mülteci  Forumu'nun başarısına da önem veriyoruz. Güvenli bölgelere dönüşleri desteklemek  için Birleşmiş Milletler öncülüğünde bir bağışçılar konferansı  düzenlenebileceğini düşünüyoruz."
 
Geçen yıl BM'de kabul edilen Küresel Göç Mutabakatı ve Mültecilere  İlişkin Küresel Mutabakat'ın da etkin şekilde işletilmesine ihtiyaç olduğunun  altını çizen Erdoğan, Suriye'de, hakka, hukuka, vicdana uygun şekilde sağlanacak  istikrar ve güven ortamının, komşusu Irak'ı da hem DEAŞ hem PKK tehdidi  bakımından rahatlatacağını belirtti.
 
Erdoğan, "Birleşmiş Milletler Genel Kurul salonundan, tüm dünyayı,  Suriye’deki bu insani krizi durdurmak için inisiyatif almaya, çabalarımızı  desteklemeye davet ediyorum." çağrısında bulundu.
 
Kıbrıs meselesi ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz ile ilgili hak ve  menfaatleri
 
Akdeniz havzasının, Suriye krizinin tetiklediği göçmen trajedilerinin  yanında, Doğu Akdeniz'deki gelişmeler nedeniyle daha başka sorunlarla da karşı  karşıya olduğuna dikkati çeken Erdoğan şunları kaydetti:
 
"Kıbrıs meselesi, 50 yıldan uzun süredir devam eden müzakerelere  rağmen Rum tarafının uzlaşmaz tavrı sebebiyle çözüme kavuşamamıştır. Rum tarafı,  Kıbrıs Türkleriyle siyasi gücü ve refahı paylaşmayı reddeden, adaletsiz ve  hakkaniyetsiz bir dayatma siyaseti izliyor. Türkiye, derin tarihi ve kültürel  bağlara sahip olduğu Kıbrıs Türk halkının uluslararası antlaşmalara dayalı  garantörüdür. Aynı şekilde Yunanistanİngiltere garantörüdür. Kıbrıs'taki  sorunun, 'sıfır güvenlik, sıfır garanti' şartıyla çözüleceğini ileri sürenlerin,  en başından kötü niyetli oldukları ortadadır. Türkiye olarak, Kıbrıs Türk  halkının güvenliğini ve haklarını teminat altına alan bir çözüm bulunana kadar  çaba göstermeye devam edeceğiz. Diğer taraftan, Doğu Akdeniz'deki enerji  kaynaklarını, 'kazan-kazan' anlayışıyla önemli bir iş birliği fırsatı olarak  görüyoruz. Bölgedeki bazı ülkeler ise bizim bu makul tavrımıza rağmen tek taraflı  adımlarla, enerji kaynaklarını birer sorun ve çatışma alanı haline dönüştürmeye  çalışıyor. Doğu Akdeniz'de, hem Türkiye'nin, hem de Kıbrıs Türk halkının meşru  hak ve çıkarlarını sonuna kadar koruyacağız."
 
Erdoğan, iş birliğini ve adil bir paylaşımı esas alan her türlü  teklife Türkiye'nin kapısının sonuna kadar açık olduğunu dile getirdi.
 
"Libya'nın güçlenmesi hem Kuzey Afrika'yı hem de Avrupa'yı  rahatlatacaktır"
 
Akdeniz’in bir diğer kritik bölgesi olan Libya'da da halkın özgür  iradesine dayalı demokratik bir yönetimin tesisi ile ülkede güvenliğin ve  istikrarın sağlanması konusunda gayret gösterdiklerini ifade eden Erdoğan,  "Libya'nın siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesi hem Kuzey Afrika'yı hem de  Avrupa'yı rahatlatacaktır. Bu ülkedeki çözümün, Libya halkının tercihlerine saygı  gösterilmesinden geçtiğine inanıyoruz." değerlendirmesini yaptı.
 
Yemen'e ve Katar'a yönelik müdahalelerin, hem insani, hem ekonomik  olarak ağır sonuçlar doğurduğuna işaret eden Erdoğan, petrol üretim tesislerine  saldırılar nedeniyle yeniden alevlenen bölgedeki krizin bir an önce çözülmesinin  herkesin özlemi olduğunu kaydetti.
 
Erdoğan, gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın geçen yıl katledilmesiyle ile  ilgili yargı sürecinin ülkesinde hala devam ettiğini hatırlatarak, Türkiye'nin  olayın takipçisi olmaya devam edeceğini söyledi.
 
Muhammed Mursi'nin vefatına da değinen Erdoğan, "Mısır'ın seçilmiş  Cumhurbaşkanı'nın mahkeme salonunda çırpınarak ölmesi ve ailesinin defnine bile  müsaade edilmemesi de içimizde kanayan bir yaradır. Bölgenin adalete ve  hakkaniyete olan derin ihtiyacının adeta birer sembolü olmuştur." diye konuştu.
 
Erdoğan, İran konusunda da "İran'ın faaliyetleriyle ilgili  tartışmaların ve bu ülkeye yönelik tehditlerin de bir an önce rasyonel bir  zeminde çözüme kavuşturulmasını temenni ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

 
 
 
 
 
 
 
"İsrail doyuyor mu, hayır doymuyor"
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, dünyada adaletsizliğin en çok yaşandığı  yerlerden birisinin, İsrail işgali altındaki Filistin toprakları olduğuna dikkati  çekerek, şöyle konuştu:
 
"Daha birkaç gün önce sokaktaki masum bir Filistinli kadının İsrail  güvenlik güçleri tarafından alçakça öldürüldüğü görüntüler bile vicdanları  harekete geçiremiyorsa artık sözün bittiği yerdeyiz demektir. Ben merak ediyorum  bu İsrail neresidir, acaba bu İsrail'in toprakları nereleri kapsıyor, 1947'de  İsrail neresiydi, bunun ardından acaba 1949, 1967'de İsrail neresiydi ve şu anda  İsrail neresi?" diye sordu.
 
Erdoğan, bölgeye ilişkin haritaları göstererek sözlerini şöyle  sürdürdü:
 
"Sene 1947, neredeyse burada İsrail yok gibi, tamamı Filistin... Sene  1947 paylaşım planı var ve Filistin küçülüyor, İsrail büyüyor. Geliyorum 1967'ye,  1949'la birlikte İsrail büyüyor, Filistin küçülüyor. Geliyorum bugüne, güncel  durum şu an artık adeta Filistin yok, neredeyse tamamına yakını İsrail. İsrail  doyuyor mu, hayır doymuyor. İsrail şimdi de kalanını almanın gayreti içerisinde.  Peki Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, Birlemiş Milletler'in İsrail ile  almış olduğu bunca karar var, bu kararlar uygulamaya geçiyor mu, hayır geçmiyor.  Peki o zaman Birlemiş Milletler ne işe yarıyor. O zaman bu çatının altında  bizler, aldığımız kararlarla tesirli olamıyorsak adalet nerede temerküz edecek?  İşte sıkıntımız burada."
 
Erdoğan, mevcut İsrail yönetiminin, bu cinayetlerinin yanı sıra  Gazze'deki insanlık dışı abluka, yasadışı yerleşim faaliyetleri, Kudüs'ün tarihi  ve hukuki statüsüne yönelik saldırılar gibi eylemleriyle de uluslararası hukukun  ötesinde insanlığın tüm değerlerini ayaklar altına aldığını söyledi.
 
Kudüs konusunda Türkiye'nin tavrının net olduğunu belirten Erdoğan,  şöyle konuştu:
 
"Çözüm, 1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve  mütecanis topraklara sahip bir Filistin devletinin bir an önce kurulmasıdır.  Bunun dışındaki herhangi bir barış planının adil olma, kabul edilme ve uygulanma  şansı yoktur. Birleşmiş Milletler kürsüsünden soruyorum: İsrail devletinin  sınırları neresidir? 1948 sınırları mıdır, 1967 sınırları mıdır, yoksa daha başka  bir sınırı mı vardır? Tıpkı işgal edilen diğer Filistin toprakları gibi Golan  Tepeleri ve Batı Şeria'daki yerleşim yerleri bu devletin sınırları içinde değilse  nasıl oluyor da dünyanın gözü önünde gasbedilebiliyor?
 
"Yüzyılın anlaşması olarak takdim edilen girişimin amacı Filistin  devletinin ve halkının mevcudiyetini tamamen ortadan kaldırmak mıdır?" diye soran  Erdoğan, şunları söyledi:
 
"Bunlar dünyayı kana mı bulamak istiyorlar? Birleşmiş Milletler başta  olmak üzere, uluslararası camianın tüm aktörleri Filistin halkına, vaatlerin  ötesinde somut destek vermelidir. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli  Mülteciler için Yardım ve Bayındırlık Ajansının çalışmalarının etkin şekilde  sürdürülmesi, bu bakımdan çok önemlidir. Türkiye, bugüne kadar olduğu gibi bundan  sonra da mazlum Filistin halkının yanında yer almaya devam edecektir."
 
"Güney Asya'nın istikrarı Keşmir meselesinden ayrı düşünülemez"
 
Dünyanın adil ve huzurlu geleceği için Güney Kafkasya'nın dünyanın  sorunlu bölgelerinden biri olmaktan çıkartılması gerektiğini ifade eden Erdoğan,  şunları kaydetti:
 
"Azerbaycan toprağı olan Yukarı Karabağ ve çevresinin alınmış  kararlara rağmen hala işgal altında tutulması kabul edilemez bir durumdur.  Uluslararası toplumun hala yeterince ilgi göstermediği sorunlardan biri de 72  yıldır çözülemeyen Keşmir ihtilafıdır. Güney Asya'nın istikrarı ve refahı, Keşmir  meselesinden ayrı düşünülemez. Şu anda BM Güvenlik Konseyi'nin almış olduğu  karara rağmen Keşmir adeta abluka altında ve 8 milyon insan Keşmir'den ne yazık  ki dışarıya çıkamıyor. Keşmirlilerin, Pakistanlı ve Hintli komşularıyla birlikte  güvenli bir geleceğe bakabilmeleri için buradaki sorunun çatışma değil adalet ve  hakkaniyet temelinde diyalogla çözümü şarttır."
 
"Türkiye, Rohingalara insani yardım faaliyetlerine devam edecek"
 
Erdoğan, dünyanın bigane kaldığı konulardan birinin de Müslüman  Rohingaların yaşadıkları trajedi olduğunu dile getirerek, "Birleşmiş Milletler  bünyesinde kurulan Bağımsız Araştırma Komisyonu, Myanmar'ın Arakan eyaletinde  yaşanan olayların gerisinde soykırım niyeti olduğunu kayıt altına almıştır.  Türkiye, Rohingaların güvenlik ve temel haklarının sağlanmasına yönelik  girişimleri ile ilk günden beri sürdürdüğü insani yardım faaliyetlerine devam  edecektir." dedi.
 
Afganistan'da yaklaşık 40 yıldır kesintisiz süren işgal, çatışma ve  terör faaliyetlerinin küresel düzeyde sorunlara yol açtığını ifade eden Erdoğan,  bu kadim coğrafyanın huzura ve güvenliğe kavuşmasının vaktinin geldiğini,  uluslararası toplumun bu konuda sorumluluk üstlenmesi ve çaba göstermesi  gerektiğini söyledi.
 
"Müslümanları ötekileştiren herkes, hastalıklı akımların yükselişine  çanak tutuyor"
 
Bugün küresel barış ve huzura yönelik en büyük tehditlerden birinin de  ırkçı, yabancı düşmanı, ayrımcı ve İslam karşıtı eğilimlerdeki yükseliş olduğuna  dikkati çeken Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:
 
"Müslümanlar, nefret söylemine, kutsal değerlerine hakarete,  ayrımcılığa maruz kalanlar arasında ilk sırada yer alıyor. Geçtiğimiz mart ayında  Yeni Zelanda'nın Christchurch şehrinde vuku bulan terör saldırısı, bunun en  çarpıcı örneğidir. Yeni Zelanda'da Müslümanları hedef alan terör saldırısı ne  kadar yanlışsa Sri Lanka'da Hristiyanları veya Amerika'daki Yahudileri hedef alan  terör eylemleri de o kadar yanlıştır. Bu hastalığın adeta bir çılgınlık haline  dönüşmesinin birçok sorumlusu vardır. Sorumluların en başında, bu tür eğilimleri  tahrik ederek oy kazanmaya çalışan popülist siyasetçiler ile ifade özgürlüğü  bahanesiyle nefret söylemlerini normalleştiren çevreler geliyor. Göçmenlere,  özellikle Müslümanlara cehalet ve önyargıyla yaklaşan, onları ötekileştiren  herkes, bu hastalıklı akımların yükselişine çanak tutuyor."
 
Irkçılık belasının ancak ortak irade ve çabalarla defedilebileceğini  vurgulayan Erdoğan, "Tepkimizi, hoşgörüyü esas alan kapsayıcı bir söylem ve somut  önlemlerle ortaya koymak biz devlet adamlarının en önemli görevidir. Bu kapsamda  Sayın Genel Sekreter, geçtiğimiz günlerde kuruluşuna öncülük ettiğimiz  Medeniyetler İttifakı tarafından hazırlanan 'Dini Mekanların Korunmasına Yönelik  Eylem Planı'nı açıkladı. Planın, bu konudaki farkındalığın artırılmasına yardımcı  olmasını temenni ediyoruz. Buradan Christchurch saldırısının gerçekleştiği 15  Mart'ın Birleşmiş Milletler tarafından 'İslam Düşmanlığına Karşı Uluslararası  Dayanışma Günü' olarak ilan edilmesi çağrısında bulunuyorum." diye konuştu.
 
Erdoğan, İslam dünyasını Sünni-Şii ayrımı başta olmak üzere, kendi iç  kavgalarının zeminini oluşturan ve esasen siyasi çıkar çatışmalarının aracı  olarak kullanılan hususlarda derin bir muhasebeye davet etti.
 
"İnsanlığa karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz"
 
Türkiye'nin kadim dünyanın merkezinde yer alan bir coğrafya olarak hem  doğunun, hem batının insani birikiminin varisi olduğunu ifade eden Erdoğan, şöyle  konuştu:
 
"Dolayısıyla her iki dünyadaki gelişmeleri de yakından takip etmek,  sorumluluk üstlenmek, inisiyatif kullanmak mecburiyetindeyiz. Bugün burada sadece  bir kısmını ifade edebildiğim kriz başlıklarının tamamından doğrudan veya dolaylı  etkilenen bir ülke olarak, insanlığa karşı sorumluluklarımızı yerine getirmeye  devam edeceğiz. Adalet, ahlak, vicdan temelinde yeniden yapılandırılacak bir  Birleşmiş Milletler ve özellikle de Güvenlik Konseyi, insanlığa yeniden umut  verecektir. Türkiye olarak, bu konuda atılacak her adımı desteklemeye, buna katkı  vermeye hazırız. Bu anlayışla, 75'inci Genel Kurul Başkanlığı görevine talibiz.  Bu önemli görev için Avrupa Birliği eski Bakanı ve halen Türkiye Büyük Millet  Meclisinin Dışişleri Komisyonu Başkanı Büyükelçi Volkan Bozkır'ı aday gösterdik.  Tecrübeli bir diplomat ve siyasetçi olan Sayın Bozkır'ın bu sorumluluğu başarıyla  yürüteceğine olan güvenim tamdır. Sizlerin de kendisine desteğinizi  esirgemeyeceğinize inanıyorum."
 
"Herkes için özgürlük, barış, refah, adalet, huzurlu ve güvenli bir  gelecek"
 
Halihazırda Birleşmiş Milletlerin çeşitli ajanslarının bölge  yönetimlerine ev sahipliği yapan İstanbul'u çok daha kapsamlı bir Birleşmiş  Milletler merkezi haline getirmek istediklerini belirten Erdoğan, En Az Gelişmiş  Ülkeler İçin Birleşmiş Milletler Teknoloji Bankası'nın geçen yıl İstanbul  yakınlarında faaliyete geçtiğini anımsattı.
 
Erdoğan, geçen yılki genel kurulda gündeme getirdiği İstanbul'da  Birleşmiş Milletler Gençlik Merkezi kurulması önerisine aldığı olumlu ve teşvik  edici yaklaşımdan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
 
Eşbaşkanı olduğumuz Birleşmiş Milletler-Arabuluculuk Dostlar Grubu'nun  üye sayısı da 59'a ulaştı. Bu girişimi Birleşmiş Milletlerden sonra Avrupa  Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı bünyesine de  taşıdık. Karşı karşıya olduğumuz her küresel meselede adil, hakkaniyetli,  vicdanlı çözümler bulabileceğimizin mümkün olduğuna inanıyorum. Sözlerime şu  temennilerle son veriyorum; herkes için özgürlük, herkes için barış, herkes için  refah, herkes için adalet, herkes için huzurlu ve güvenli bir gelecek."
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 74’üncü Genel Kurul çalışmalarının başarılı  geçmesini diledi.
 
 

 

Bu haber 24 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum